Bu Site Satılıktık. İlgilenenler iletişim kurabilirler.

anaokulları makaleleri

 

ANAOKULU ÇAĞINDA ÇOCUKLARI OLAN
ANNE-BABALARIN KARŞILAŞTIKLARI PROBLEMLER

 

Özet
Günümüz Türk eğitim sisteminde anne-baba eğitimi önemli bir yer tutmaktadır.
Anne-babaların eğitimlerini daha verimli ve etkin bir hale getirmek
için çalışmalar ve araştırmalar sürmektedir. Anaokulu çağı, anne-baba ve hatta
yakın aile fertleri için zorlu bir dönem olabilmektedir. Anne ve babalar, çocuklarıyla
ilgili karşılaştıkları güçlüklerle nasıl başa çıkacakları konusunda yönlendirme
ve profesyonel bir yardım arayışı içine girmektedir. Bu çalışmanın amacı,
anne ve babaların anaokuluna devam eden çocuklarıyla ilgili hangi konularda
zorlandıklarını tespit etmektir. Bu çalışmaya Kütahya il merkezi ve ilçelerinde,
çocuklarını özel veya devlet bağımsız anaokuluna gönderen 130 ebeveyn katılmıştır.
Açık-kapalı uçlu sorulardan oluşan Anaokulu Çocuğu Sorunları anketinin
ve toplu-bireysel görüşme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmanın sonucunda
anne ve babaların çocuk eğitimi ve gelişimi alanında hangi konular hakkında
bilgilenmek istedikleri ve çocuklarıyla yaşadıkları en büyük sıkıntıların
ne olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada, araştırmanın sonuçları ve bulguları
detaylı bir şekilde, ailelerin genel ve özel problemlerini kapsayacak şekilde tartışılmıştır.
Ayrıca üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri gibi kamuya açık
birimlerinde anne babalara yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmiştir.
Anne-baba eğitimi, anaokulu çocukları, problemler ,anaokulları,okul öncesi eğitimi,kreşler

-

Günümüz Türk eğitim sisteminde anne-baba eğitimi önemli bir yer tutmaktadır.
Çocuğun gelişimini ve öğrenmesini direk etkileyen unsurlardan biri olan, dolayısıyla
erken çocukluk dönemi eğitiminin vazgeçilmez bir parçası olan anne ve baba
eğitimini daha verimli ve etkin bir hale getirmek için çalışmalar ve araştırmalar sürmektedir.
Birçok araştırmacı, anne-babanın yeterli eğitim ve donanıma sahip olmasının
çocuklarının gelişimini ve eğitimini olumlu yönde etkilediğini vurgulamaktadır
(Bekman, 1998; Cüceloğlu, 1994; Güngör, 1999; Konuk, 1998; Navaro, 1998; Temel &
Ömeroğlu, 1993; Yavuzer, 1998). Bu konuda var olan açıkları bulmak, yaşanılan sıkıntıları
tespit etmek, gerekli çözümleri üretmek ve gerekli önlemleri almak üzere halen
çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

-
Gelişimin en önemli temel taşlarının atıldığı dönem olan erken çocukluk
dönemi, anne-baba ve hatta yakın aile fertleri için zorlu bir süreç haline gelebilmektedir.
Bu da çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda anne-baba eğitimini bir ihtiyaç haline getirmektedir.

Anne ve babaları, çocuklarıyla ilgili karşılaştıkları güçlüklerle nasıl
başa çıkabilecekleri konusunda yönlendirme veya profesyonel yardım arayışı içine
itmeden önce, yaşanılan problemlerin tespiti kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Anne ve babaların
görüşlerine dayanan bu çalışmanın amacı anne ve babaların anaokuluna devam
eden çocuklarıyla ilgili hangi konularda zorlandıklarını, yardım ve eğitim arayışına
girdiklerini tespit etmektir.
Anne ve babaların çocuklarının beslenme, barınma, sevgi ve güven gibi
Abraham Maslow’un işaret ettiği temel ihtiyaçlarını karşılamasının yanı sıra araştırmalar
göstermiştir ki anaokulu çağındaki çocuklarıyla ilgili farklı gelişim alanlarında
değişik problemler yaşanmaktadır. Genel olarak bilişsel, fiziksel, duygusal, sosyal ve
ahlak gelişim alanlarında yetersiz bilgiye sahip olan anne babaların, çocukların hızlı
gelişimine ayak uydurmada ve onları anlamada zorlandığı tespit edilmiştir (Wright,
Stegelin, & Harfle, 2007). Anne ve babanın çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda bilgili
olması, çocuklarına olumlu ve yapıcı bir yaklaşım sergilemesi, çocukların ileriki
yaşantıları için sağlam bir zemin oluşturulmasını sağlayacaktır (Haktanır, 1994).
Dolayısıyla anne-baba eğitimi günümüz Türkiyesi erken çocukluk eğitim sisteminde
önemli bir yer teşkil etmekte, anne ve babaların eğitimleri için çeşitli programlar ve
projeler yürütülmektedir. Bunlara örnek olarak, Türkiye’de önde gelen çalışmalar
arasında şunları sayabiliriz: Ebeveyn Eğitim Programı; Anne-Çocuk Eğitim Programı
[AÇEP]; Okul Öncesi Veli Çocuk Eğitim Programı [OVÇEP]; Baba Destek Programı
[BADEP]; Anne Destek Programı [ADP]; Ana-Baba Okulu.
Dünyada bir çok erken çocukluk eğitim programı ve yaklaşımı (örn., Head
Start-USA; 36-72 Aylık Çocuklar İçin Okul Öncesi Eğitim Programı-MEB; Reggio
Emilia-İtalya) anne ve babayı eğitim sistemlerine en iyi şekilde entegre etme çabası
içerisindedir. Örneğin, İtalya’da Malaguzzi isimli eğitimcinin liderliğinde doğan
Reggio Emilia yaklaşımında, anne ve babalar eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır.
Reggio Emilia okullarında anne ve babaların, çocukların eğitim ve gelişim süreçleriyle
ilgili gerekli donanım ve bilgiye sahip olmaları ve çocuklarının yaşadığı bu
süreci yakından takip etmeleri için çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin, öğretmenlerin
hazırladığı dokümantasyon çalışmaları ve pedagogistaların yürüttüğü tartışma ve
eğitim toplantıları ile ebeveynler sürekli bilgilendirilmektedir (Malaguzzi, 1998;
Gandini & Goldhaber, 2001).
Bağımsız anne-baba eğitimi programları, genel anlamda çocuk gelişimi ve eğitimi
ve ilgili konuları kapsamaktadır. Örneğin gelişime bağlı olarak beslenme prensipleri
ve eğitimde yaşa uygun oyuncak seçimi konularını kapsayabilmektedir.
Anaokulları çapında ise anne-baba ile yapılan çalışmalar hem onların eğitimini, hem
de okul-aile işbirliğini gündeme getirmektedir. Dolayısıyla anaokullarının ve ailenin karşılıklı
etkileşim halinde çalışmasını gerektiren erken çocukluk dönemi eğitimi programlarında
hedef sadece anne ve babanın bilgilendirilmesi değil, ayrıca aile-çocuk ve anaokulları
üçgenindeki ilişkilerin geliştirilmesi olmalıdır.

Araştırmanın örneklemini, 2008–2009 eğitim öğretim yılında, Kütahya il merkezinde
ve ilçelerde çocuklarını Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı devlet veya özel
bağımsız anaokullarına gönderen veliler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi,
çocuklarını özel veya devlet bağımsız anaokullarına gönderen, gönüllü veliler ile
sınırlıdır. Çalışmaya Kütahya il merkezi ve ilçelerinde, çocukları özel veya devlet
bağımsız anaokuluna devam eden, özel bağımsız anaokulundan 86 ebeveyn, devlet
bağımsız anaokulundan
44 ebeveyn olmak üzere toplam 130 ebeveyn katılmıştır.
Bunların 65’i baba, 65’i annedir.
Araştırmaya katılan velilerin %66’sı özel bağımsız anaokulundan, % 34’ü ise
devlet bağımsız anaokulundandır. Bu çalışmada, çocuklarını devlet veya özel bağımsız
anaokullarına gönderen velilerin eğitim durumları özel ve devlet kurumu olarak
kendi içinde değerlendirildiğinde, özel bağımsız anaokullarındaki çocukların anne
babalarının, devlet bağımsız anaokullarına oranla daha üst düzey eğitimli olduğunu
ortaya çıkmıştır (bkz. Tablo 1). Özelde 67 kişi önlisans ve üstünden mezun olurken,
lise ve altı kademelerden mezun olan veli sayısı 19’dur. Devlet bağımsız anaokulunda
ise 19 kişi ön lisans ve üstünden mezun olurken, 25 kişi lise ve alt kademelerden
mezun olmuştur. Toplamda ise araştırmaya katılan velilerin % 66`sı üniversitelerin
önlisans, lisans, yüksek lisans veya doktora bölümlerinden, % 34’ü ise lise veya ilköğretimden
mezun olduğu görülmüştür.

 

Anne Babaların Anaokulu Çağı Çocukları ile ilgili Karşılaştıkları
Güçlükler

Araştırmaya katılan ebeveynlere bilgilenmek istedikleri her konuyu işaretlemeleri
söylenmiştir. Birden fazla konuyu işaretleme konusunda serbest olan ebeveynlerin
bilgilenmek istedikleri konulara ilişkin oranları şöyledir: Araştırmaya katılan
anne babaların %89’u çocuklarıyla etkili iletişim konusunda; %63’ü ise çocukluk
dönemi problemleri konusunda (örn., okula alışamama, kardeş kıskançlığı); %62’si
çocukların her isteklerini yerine getirtme çabaları konusunda; %40’ı Dikkat Eksikliği
ve Hiperaktivite Bozukluğu problemi konusunda; %35’i çocuklar arası yaşanan şiddet
ve zorbalık konusunda kendilerini eksik hissettiklerini ve bilgilenmek istediklerini belirtmişlerdir.

Oranlar özel bağımsız anaokulları ve devlet bağımsız anaokulları
arasında çok büyük farklılık göstermezken, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu konusunda özel %28 devlet ise %64 şeklinde farklılık göstermiştir.
Araştırma bulguları anne ve babaların en çok çocuklarıyla etkili iletişim konusunda
eğitim almak istediklerini ortaya koymuştur.

Araştırmaya katılan anne babaların “Eğer varsa çocuğunuzla yaşadığınız en
büyük sıkıntı nedir?” sorusuna verdikleri cevaplar içerik analizi ile çözümlenmiş ve
Spradley’in (1980) domain analizi ile yaşanılan problemlerin taksonomisi oluşturulmuştur.

Buna göre araştırmaya katılan anne babaların en büyük sıkıntıları yedi farklı
alanda toplanmıştır (bkz Tablo 3). Bunlar:
1) Çocukların TV seyretme alışkanlığına bağlı problemler: Şiddet içerikli çizgi
filmler seyretme ve agresifleşme, hayali çizgi film kahramanlarını taklit etme, gerçekle
hayali ayırt edememe, geç saatlere kadar TV seyretme
2) Beslenme alışkanlığı ile ilgili yaşanılan sorunlar: Abur cubur yeme, gezinerek
yeme, aileyle masada yememe, iştahsızlık, bazı yemekleri yememe
3) Çocukluk korkuları: Yalnız kalmaktan korkma, karanlıktan ve yüksek sesten
korkma, gece uykuya dalamama
4) Davranış bozukluğu: Uygunsuz davranış gösterme, söz dinlememe, kurallara
uymama, istediğini şiddet sergileyerek yaptırmaya çalışma, akranlarının davranış
ve konuşmalarını uygunsuz bir şekilde taklit etme (ayrıca anne babalar ceza ve
ödülün davranış bozukluğu gösteren çocuklar için uygunluğu ve etkinliği konusunu
merak ettiklerini dile getirmişlerdir)
5) Aile katılımlı etkinlikler ve çocuklarıyla oynayabileceği oyunlar konusunda
kendini yetersiz hissetme: Çocuklarının yapılan etkinlikten/oyundan çabuk sıkılması
veya tersine aynı etkinliği defalarca yapmak istemesi, yeni oyunlara etkinliklere
açık olmaması, kalitesiz zaman geçirilmesi
6) Ebeveynlerin çocuklarında gördüğü gelişimsel problemler: İçine kapanıklık,
asilik, inatçılık, bebeksi konuşma ve bebeksi hareketler sergileme, agresif olma,
sevilen birinin ölümü ile yaşanılan duygusal çöküntü, konuşmanın gecikmesi, gelişime
bağlı olarak dikkat dağınıklığı, olumsuz durumlarda her şeye ağlayarak tepki
verme, ebeveynlerden birine veya ikisine aşırı bağlılık
7) Kardeş kıskançlığı: İkiz çocukların ilişkisi ve birbirini kıskanması, yeni
gelen bebek sendromu (bebeğe karşı gelişen öfke, zarar verme isteği, istenilmediğini/
sevilmediğini düşünme) kardeşlerle paylaşamama, yeni gelen bebeği kıskanmaya
bağlı olarak ebeveynleri intihar etme ile tehdit etme, kendine veya kardeşine zarar
verme.

 

Sonuçlar ve Öneriler
Yapılan araştırmada anne babaların, anaokuluna devam eden çocuklarıyla
ilgili karşılaştıkları bazı konularda ve sorunlarda profesyonel yardıma ve eğitime
ihtiyaç duydukları tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan anne babaların büyük bir
çoğunluğu çocuklarıyla etkili iletişim konusunda zorlandıklarını belirtmişlerdir.
Çocukla etkili iletişim kurmada, etkin dinleme, vücut dili, empati kurma, iletişim
engelleri, ve çocukların davranışlarının altında yatan nedenleri anlamaya dönük velileri
bilgilendirici çalışmalar faydalı olacaktır. Etkili iletişimde, kullanılan sözcüklerden
ziyade, ses tonu, jest, mimik, vücut dili ve etkin dinleme önemli bir yer tutmaktadır
(Gürüz & Temel-Eğinli, 2008; Yüksek, 2007) dolayısıyla ailelere ilgili konularda
uygulamalı eğitim vermek yararlı olacaktır. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda, okul öncesi
eğitim
çalışmalarında pilot şehir seçilen Kütahya ilinde, çocukla iletişim konusunda
aileleri bilinçlendirmek ve gerekli yetileri kazanmalarını sağlamak amaçlı seminerler
verilebilir, aile içi iletişimi güçlendirecek çalışmalar yapılabilir.

Veliler, etkili iletişimden sonra, “çocukların her isteklerini yerine getirtme
çabaları” konusunda ve “çocukluk dönemi problemleri” konusunda kendilerini eksik
hissetmekte ve bilgilenmek istemektedirler. Özellikle konulan kuralları yıkmak için
çocuklarının yaptıklarından şikayet eden veliler, çocuklarını kontrol ve takip etmekte
zorlanmaktadırlar. Öte yandan çocukluk dönemine ait sorunlar (örn., kardeş kıskançlığı,
okula alışamama) konusunda da zorlandıklarını belirtmişlerdir.
Ebeveynlerin kendilerini geliştirmek istediklerini belirtikleri konulardaki
oranlar, ayrı ayrı incelendiğinde, özel bağımsız anaokulları ve devlet bağımsız anaokulları
arasında çok büyük farklılık göstermezken, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu konusunda özel %28 devlet ise %64 seklinde farklılık göstermiştir. Yani
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu konusunda, devlet bağımsız anaokullarına
çocuklarını gönderen velilerin daha fazla kendilerini yetersiz hissettikleri ve bilgilendirilmek
istedikleri ortaya çıkmıştır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli
problemlerin biri olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu konusunda tespit
edilen bu farkın sebeplerini ve anlamlı bir fark olup olmadığını tespit etmek, derinlemesine
bilgi almak üzere çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Çocuklar arası şiddet ve zorbalık konusu ise velilerin sadece bir kısmının ilgisini
çekmektedir. Bu durum çocuklar arası zorbalığın küçük yaş dönemlerinde görülmemesinden
kaynaklanıyor olabilir. Zira zorbalık güç dengesinin bozuk olduğu bir
şiddet çeşidi olarak, bilinçli, devamlı ve sistematik zarar vermeyi öngördüğü için
özellikle okul öncesi dönemde sık görülmeyebilir (İnan, 2005; Olweus, 1991; Olweus,
2003).
Araştırmaya katılan anne ve babaların “Eğer varsa çocuğunuzla yaşadığınız
en büyük sıkıntı nedir?” sorusuna verdikleri cevaplarda ise yedi farklı alan tespit
edilmiştir. Anne ve babaların özellikle şu sorunlarla karşı karşıya kaldığı tespit edilmiştir:
Çocukların TV seyretme alışkanlığına bağlı problemler: Televizyon programlarının
çocuklar üzerindeki güçlü etkisi, sosyal, duygusal, bilişsel hatta motor gelişimini
olumsuz etkisi günümüzde bilinmektedir (Baydar, Kağıtçıbaşı, Küntay, & Gökşen,
2008; Mitrofan, Paul, & Spencer, 2008). Örneğin, çocuğun dil gelişiminin gecikmesi,
konsantrasyon eksikliği, pasiflik, ve uyku düzen bozukluğu (CSA report, Morton,
2008) TV’nin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri arasındadır. Ancak kanal sahiplerinin
mali hesapları, anne-babaların gevşek denetimi veya bilgisiz olması nedeniyle
uygunsuz tutum ve davranışlar devam etmektedir. Buna örnek olarak çocukların
yaşlarına uygun olmayan programları seyretmeleri, çocuk programlarının kalitesiz
olması veya çocuk gelişimine uygun olmaması, çocukların uzun süre TV başında kalması,
ve geç saate kadar TV seyretmesi verilebilir. Medyanın olumsuz etkilerinden
çocukları korumak için öncelikli olarak medya okur-yazarlığının ülkemizde anlaşılması
ve yaygınlaştırılması üzerine çalışmalar yapılmalıdır. Medya okur-yazarlığı,
“bireylerin medya yolu ile iletilen mesajları etkin bir şekilde algılama, çözümleme,
değerlendirme ve iletme yeteneğini kazandırmaya yönelik oluşan süreç” olarak
tanımlanmıştır (İnan & Bayındır, basımda). Medya okur-yazarlığı konusunda aileleri
ve çocukları bilinçlendirici toplantı ve etkinliklerin yapılması, yüksek öğretimde ilgili
derslerin okutulması ve okul öncesi öğretmenlerinin eğitilmesi gerekmektedir.

Beslenme alışkanlığı ile ilgili yaşanılan sorunlar: Günümüzde yeme alışkanlığıyla
ilgili farklı sorunların yaşandığı görülmektedir (örn., organik olmayan gıdaların
vücuda verdiği zararlar). Ancak, araştırma bulgularında da görüldüğü gibi, çocukların
yeterince beslenmemesi veya ihtiyacından fazla gıda alıp yağ depolaması veya
düzenli beslenmemesi her zaman anne-babaların ve politikacıların sorunu olmuştur
ve gerekli iyileştirmelerin yapılması için devlet politikalarında düzenlemelere gidilmiştir
(örn. WIC programı, Greenberg ve diğ., 2007). Araştırmada velilerin şikâyet
ettiği diğer bir yeme alışkanlığı ile ilgili sorun “yemek seçme” yani bir çeşit sağlıksız
beslenme alışkanlığıdır (Jacobi, Schmitz, & Agras, 2008). Bu probleme kültürel bir
problem olabilen “abur-cubur” (junk food) yani faydasız gıdalarla beslenme alışkanlığı
da eklendiği zaman problem daha da büyümektedir. Sağlıklı yeme alışkanlığının
çocuklara kazandırılması için basit reklamların ve propagandaların yerine çocukların
zevk alacağı, aktif olarak bilgilenebileceği, yeme kültürünün yeniden inşasını sağlayan
çalışmalar yapılmalıdır. Örneğin eğlenceli yemek hazırlama ve pişirme etkinlikleri
düzenlenmeli (Hulbert ve Samson, 2008), meyve-sebze yeme, yemek kültürün bir
parçası haline getirilmelidir (Geller, Dzewaltowski, & Rosenkranz, 2009).
• Çocukluk korkuları: Araştırma bulgularını okul öncesi dönemde çocukların
bilinen şeylere (örn. yüksek ses) ve bilinmeyen şeylere (örn., karanlıkta oluşan
gölgeler/hayaletler) karşı geliştirdiği korkuları olarak gruplayabiliriz.
Bu korkular çocukların yaşantılarının, tecrübelerinin bir sonucu olarak
ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, medyanın da etkisiyle, çağın getirdiği sorunlara
ve sosyal yeniliklere uygun olarak yeni korkular da belirmektedir
(Burnham, 2009) (örn., deprem korkusu). Bu korkular çoğu kez çevrenin
bazı şeylere verdiği tepkilerin çocuk tarafından korkulması gereken şey
olarak algılanması veya yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Miller
(2007) çocukların gerçekle hayali ayırt edememesinden kaynaklanan korkular
olduğunu belirtir. Dolayısıyla, bilinen ve bilinmeyen şeylere karşı
geliştirilen, çevrenin tepkisiyle oluşan korkular, çocukların hayal ile gerçeği
ayırt edememesiyle çözümsüz bir hal alabilir. Çocukların korkularını
yenmesinde, atılması gereken ilk adım problemin net ortaya konulmasıdır.
Daha sonra çeşitli tekniklerin (örn. sistematik duyarsızlaştırma) yardımıyla
ve çevrenin belli şeylere verdiği tepki ve tutumunun tekrar gözden geçirilmesiyle
çocukların korkularını yenmesi sağlanabilir. Ayrıca, gereksiz korkuların
önlenmesi amacıyla hayal ile gerçeği ayırt edebilmesi için çocukların
bilişsel gelişimlerine uygun somut çalışmalar yapılabilir.
• Davranış bozukluğu: Araştırmada çocuklarında davranış bozukluğu olduğunu
düşünen velileri bilinçlendirmek adına, öncelikli olarak çocuğun gelişimine
uygun davranışlar tanıtılmalı ve bu davranışların yaramazlık ya da
davranış bozukluğu olarak nitelendirilmemesi gerektiği vurgulanmalıdır.
Daha sonra davranış bozukluğu konusunda bilinçlendirilmeli, gereksiz etiketlememelere
meydan verilmemelidir. Ancak, profesyoneller arasında
dahi duygusal/davranışsal bozuklukların [D/DB] tanımlanmasında ortak
bir karara varılmamıştır (Kaner, 2003). Kısaca, D/DB, çocuğun sergilediği
uyumsuz ve uzun süre devam eden, yaşına uygun olmayan bir davranıştır.
Ancak gelişim dönemlerine ait sorunlar davranış bozukluğu olarak algılanmamalıdır
(Bakırcıoğlu, 2002). Örneğin Piaget’in bilişsel gelişim teorisinin
işaret ettiği “ben-merkezci” yapısına uygun olarak arkadaşlarıyla
oyuncaklarını paylaşmak istemeyen bir çocuk,
yaşına uygun davranış sergilemektedir ve bu davranış bozukluğu olarak değerlendirilemez. Ayrıca,
çocuklarının kurallara uymamasından yakınan velilere, kuralların gerekliyse
konulması ve kuralların uygulanması konusunda aile fertlerinin tutarlı
hareket etmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Aile, çocuk gelişimi ve eğitimi
konusunda bilinçlendikçe, daha anlayışlı ve sabırlı olmayı öğrenecektir.
Davranış bozukluğu olduğu durumlarda veya tanı koymanın zor olduğu
durumlarda da veliler profesyonel yardım almaya yönlendirilmelidirler.
• Aile katılımlı etkinlikler ve çocuklarıyla oynayabileceği oyunlar konusunda kendini
yetersiz hissetme: Hoyt (2007) çocuklarının eğitimi konusunda telaşa kapılıp
çocuklarını kurstan kursa gezdiren anne babalara kendilerini sınırlamalarını
öğütlemektedir. Anasınıfı öğrencinin bilmesi gereken 6 temel bilgi ve
yetiyi (1-Sosyal-duygusal yeti- sıra bekleme, grupla çalışabilme, birisi
konuşurken kısa süre bekleme; 2- En az bir dili düzgün konuşabilme; 3-
10’a kadar sayabilme; 4- 10’a kadar olan sayıları tanıyabilme; 5- Kendi adını
yazabilme; 6- Benzer seslerle başlayan kelimeleri söyleyebilme; Hoyt, 2007)
çocuğa kazandırdıktan sonra ailenin asıl yapması gereken çocuğuna araştırmacı
ruhu aşılamak; çocuğun çalışmaları ilgiliyle ve istekle yapmasını
sağlamak -gerekirse çalışmayı terk etmek, okul öncesi dönemde öğrenmeyi
“iş” değil “zevk” haline getirmektir (İnan, 2007). Araştırmada çocuğun aynı
etkinliği/oyunu defalarca oynamak istemesi veya çabuk sıkılması durumunda
da, çalışmayı daha da zenginleştirmek (yeni materyaller eklemek
gibi) ve çocuğun ilgisini çekmek ana kriterler olarak, yeni düzenlemeye
gidilmeli, aksi halde çocuk aktiviteyi yapması için ya da terk etmesi için
zorlanmamalıdır.
• Ebeveynlerin çocuklarında gördüğü gelişimsel problemler: Araştırmada velilerin
dile getirdiği gelişimsel problemlerin derinlemesine araştırılması yapılmalı,
sebepleri ortaya çıkartılmalı ve uygun çözümler üretilmelidir. Çevre kaynaklı
gelişimsel sorunların, diğer gelişimsel sorunlardan (örn.,
genetik/fiziksel) ayırt edilmesiyle ailelerin üstüne düşen sorumluluk ortaya
çıkacaktır. Günümüzde “ne kadar erken o kadar iyi” [The earlier-is-better
approach, Hoyt, 2007] kavramı, ailelerin çocuklardan gelişimlerine
uygun olan şeyleri değil de hep daha fazlasını istemesiyle sonuçlanabilmektedir.
Dolayısıyla çocuğun oyunla geçirmesi gereken zamanı gelişimine
uygun olmayan çalışmalarla doldurmak ve istenilen sonuç alınamadığı
zaman çocuğu başarısız, yetersiz ilan etmek, çocuklarda gelişimsel sorun
olduğu gibi yapay, doğru olmayan kanılara varılmasına sebep olmaktadır.
Bu tür yanlış etiketlemeleri engellemek için veliler çocuk gelişimi konusunda
bilinçlendirilmelidir.
• Kardeş kıskançlığı: Rauer and Volling (2007)’in belirttiği gibi sıkça rastlanan
bir problem kardeş kıskaçlığı, özellikle 5 yaş altı çocuğunda görülür, çünkü
ona bazı şeyleri anlatmak daha zordur. Ailelerin yapması gerekenler: 1-
Sevgilerini açıkça göstermek ve büyük çocukla konuşurken kullanılan kelimelere
dikkat etmek; 2-Karşılaştırma yapmamak ve taraf olmamak; 3-
Çocuğun yeni bebeği sahiplenmesi için onun da katılımını sağlamak; 4-
Çocuğa bebeği nasıl tutacağını ve onunla nasıl oynayacağını öğretmek; 5-
Bebeğe dokunduğu zaman çocuğa güzel mesajlar vermek onunla gurur
duyduğunu hissettirmek (ISU, 2007).

Kısaca, araştırmaya katılan anne ve babalar yukarıda belirtilen yedi farklı
konuyu sorun olarak yaşadıklarını ve bilgilenmek istediklerini belirtmişlerdir. Bu
konularda yaşanan problemleri derinlemesine incelemek üzere yeni araştırmalara,
yaşanılan problemlere çözüm üretme ve önlem alma aşamalarında ebeveynleri bilgilendirme
ve destek verme çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Kütahya il ve ilçelerinde anne ve babaların çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda
devam edebilecekleri çok sayıda eğitim faaliyeti bulunmamaktadır. Türk eğitim
sisteminde
önemli bir yer tutan anne-baba eğitimi konusunda Kütahya çapında
yürütülebilecek projeler üretilmelidir. Ayrıca halen sürmekte olan anne-baba eğitim
programlarının, ihtiyaç duyulan Kütahya ve benzeri şehirlerde de gerçekleştirilmesi
için çalışmalar yapılmalıdır. Bu bağlamda üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri
gibi kamuya açık birimlerinde anne babalara yönelik eğitim programları düzenlenlenebilir.